Posts tonen met het label Saglik. Alle posts tonen
Posts tonen met het label Saglik. Alle posts tonen

dinsdag 27 januari 2009

Ekmek Hastalıklara Davetiye Çıkarıyor




GİMDES Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer, ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı...

Sitedeki bilgiler insanın tüylerini ürpertiyor. İnsan saçından domuz kılına kadar pek çok katkı maddesi içeren ekmek hastalıklara davetiye çıkarıyor...

GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği) Genel Başkanı Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer ekmekteki katkı maddelerini internet sitesinde açıkladı. Büyüközer'e göre ekmeğe katkı maddelerinin konulma sebebi şöyle; "Hamurun asidini artırmak, bayatlamayı geciktirmek, ekmek hatalarını ve hastalıklarını düzeltmek, su kaldırma oranını yükseltmek, hacim artışı sağlamak, un rekoltesini yükseltmek ."

İŞTE O MADDELER

E170 kalsiyum karbonat

Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali veya kemikten elde edilir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvede ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroid, kabızlık ve fistül kanamalarına sebep olabilir. Ayrıca kemikten elde edilmesi ihtimali bu katkı maddesini en azından şüpheli hale getirir.

E 471-E477 Mono

Homojenleştirici. Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir. Bitkisel kökenden türetilirse, helâl, hayvani unsurlardan türetilirse, şüphelidir. nE 280 propiyonik asit: Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir; doğal olarak mayalanmış gıdalarda, insan teri ve geviş getirenlerin sindirim organlarında bulunur, mayalanmış kağıt hamuru veya çürümüş lif bakterisinden elde edilir; ekmek ve un mamullerinde kullanılır.

E 200 sorbik asit

Koruyucu olarak kullanılır. Ciltte kaşıntı yapabilir.

E420 sorbitol

Kıvam artırıcı,suni tatlandırıcı ve nem tutucu; etli ve zarlı kabuksuz meyvelerden veya sentetik olarak glukozdan elde edilir; gıda, ilaç ve kozmetiklerde kullanılır. Bebek ve çocuk gıdalarında kullanmak yasaktır.

E422 gliserin

Kıvam artırıcı, tatlandırıcı ve nem tutucu, yağlı renksiz alkol; hayvansal veya bitkisel yağların alkalilerle ayrışması sonucu elde edilir; petrol ürünlerinden ve bazen propilenden sentetik olarak elde edilir; büyük miktarlar baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine sebep olabilir.

E920 Sistain

Un işleme ajanı. İnsan saçı, başta domuz olmak üzere hayvan kılı ve tavuk tüyünden elde edilir. nE924 potasyum bromat: Un işleme ajanı. Bulantı, kusma, diyare ve sancılara neden olabilir.

E928 benzoil peroksit

Unun beyazlaması için kullanılır. Alerjik geçmişi olanlar sakınmalıdır. Büyüközer, "Bunlar migrenden alerjiye hatta kansere kadar birçok rahatsızlıklar oluşturabilen maddelerdir. Uygulamada ise bu katkı maddeleri bu isimleri ile değil ticari isimleri ile alınır satılır.

Ayrıca fırınlarda bu katkı maddelerini hamura katacak eğitilmiş elemanların yetersizliği sebebi ile ekseriya limit aşımı tehlikesi de söz konusudur. Ancak ister paketli olsun, ister paketsiz satılsın çoğu ekmeklerde kullanılan katkı maddelerinin detay bilgileri yer almamaktadır. Bu da tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır" şeklinde konuştu.

Peki ne yapacağız?

Dr. Müh. Hüseyin Kami Büyüközer, "Peki ne yapacağız?" sorusunun cevabını ise şöyle veriyor: "Güvendiğimiz market veya fırından katkısız ekmek isteyelim. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın yeni tebliğinde ekmeğe, herhangi bir katkı maddesi katılmaz ise "etiket üzerinde ekmek adı ile birlikte 'katkısız' ifadesi kullanılır" şeklinde bir düzenleme getirildi. O halde öncelikle çevremizde katkısız ekmek üreten fırınları araştırmalıyız. Bulduktan sonra iyice sorgulamalıyız. Çünki maalesef ülkemizde üreticilerden doğru bilgi almak ekseriya zor olmaktadır. İyice emin olduktan sonra katkısız ekmek tüketmeliyiz.

BEYAZ EKMEĞİ KALDIRIN

Kepek ekmeğini tercih etmeliyiz. Çünkü buğday, sağlık açısından yararlı B2 ve B6 vitaminleri ile niyasin, folik asit, demir ve çinko içeriyor. Bu maddelerin daha çok yoğunlaştığı kısım olan buğdayın dış kabuğu, un yapımı sırasında ayrıştırılıyor ve ekmeğin besin değeri düşüyor. Bu nedenle kepek ekmeği yemek daha doğru."

zaterdag 24 januari 2009

Yaşam Estetiğe götüren 100 yıllık hastalık

Kendinizi, burnunuzu, saçlarınızı veya bacaklarınızı beğenmiyor olabilirsiniz. Ne o plastik cerrahları araştırmaya başladınız mı yoksa? Uzmanlar 100 yıllık geçmişi olan bir hastalıktan söz ediyor: Dismorfofobi.

Çoğumuz zaman zaman vücudum keşke şuna benzeseydi, keşke daha uzun boylu ya da burnum şöyle olsaydı diye düşünmüşüzdür. Kişinin vücudunun herhangi bir bölgesinden (algılamasındaki çarpıklık sonucu) hoşnutsuz olup, bunu yoğun olarak düşünmesi psikiyatrik bozukluk olan “Dismorfofobi” rahatsızlığının belirtileridir. Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Gülçin Arı Sarılgan, kişide hafif derecede bir fiziksel anomali olabileceğini (örneğin:kepçe kulak, kemerli burun gibi) ancak dismorfofobi rahatsızlığında kişinin kaygısının beklenilenin çok üzerinde olduğunu belirtiyor.

Özgüven eksikliği olan, aşırı mükemmelliyetçi, takıntıya eğilimli ve şüpheci kişilik yapısına sahip olan bireylerde daha fazla görülür. Psikiyatrik bozukluk ”Vücut Dismorfik Bozukluğu” olarak tanımlanır. Depresyon, obsesif – kompulsif bozukluk, sosyal fobi ve yeme bozuklukları ile beraber de görülebilir.

En çok şikayet edilen organlar: Yüzdeki kusurlar (özellikle burun), daha sonra saç, cilt, meme, kalça, baldır, genital organlar (penis).Ancak kişi bütün bedeniyle ilgili de takıntılı olabilir.

Bugüne kadar yapılan kapsamlı çalışmalarda bu hastalıktan mustarip olan kadın – erkek oranının eşit olduğu saptanmıştır. Vücut Dismorfik Bozukluk tanısı ilk olarak ortalama 30 yaşında konur. Vakaların büyük çoğunluğunu çalışmayan ve hiç evlenmemiş kişiler oluşturur. Bu bozukluğa sahip kişiler, ilk belirtilerini tipik olarak ergenlik veya erken erişkinlik devresinde geliştirirler. Bozukluk hafif olarak çocukluk ya da ergenlik ya da 20’li yaşlarda başlayabilir. Genellikle orta sınıf ailelerden gelen vakaların ancak çok küçük bir oranına bu teşhis konulabilir. Plastik cerrahi servislerine yatan ancak % 2’lik bir grupta bu bozukluk teşhis edilebilir.

Bu bozukluğa sahip hastalar sıklıkla dermatoloji (cilt hastalıkları) ve plastik cerrahi kliniklerine başvururlar. Yüzündeki akne, yara izi ya da güzelliğini bozduğunu düşündüğü herhangi bir nedenle kişi dermatoloji kliniklerine başvurabilir. Vücut dismorfik bozukluğa sahip bir kişi rinoplasti (burun estetik ameliyatı), mammoplasti (göğüs büyütme veya küçültme), yüzdeki kırışıklıkların, şişkinlik ya da gerdanındaki sarkıklıkların düzelttirilmesini isteyebilir. Ancak ameliyattan sonra kişi çoğunlukla rahatlayamaz, uzun süreli takip çalışmaları kozmetik cerrahi tedaviden sonra ileri evrede sıklıkla daha şiddetli psikopatolojinin ortaya çıktığını göstermektedir.

Tekrarlayan veya tedaviye dirençli bazı depresyonlarda kişi ancak vücudunun rahatsız olduğu bölgesini düzelttirdiği zaman tüm çökkünlüğünden kurtulacağını zannedebilir.

Genellikle bu bozukluk kişi tarafından bir sır gibi saklanır. Ancak kişinin zamanın büyük çoğunluğunu ayna karşısında kendini kontrol ederek geçirmesine ve kendinden emin olabilmek için sıklıkla başkalarına nasıl göründüğünü sormasına sebep olur. Sosyal ortamlarda yaşadığı sıkıntıya bağlı olarak kişide sıklıkla uykusuzluk, depresyon ve anksiyete gelişir. Sosyal izolasyon, ilişkilerde tatminsizlik, utanç ve düşük benlik değeri de sıktır.

Hastanın sosyal, mesleki ve özel hayatında bozulmalara yol açan bir bozukluktur. Bu bozukluk 100 yıldan uzun zamandır bilinmekte ve “dismorfobia” olarak adlandırılmaktadır.

Vakaların;

• % 90’ında hayat boyunca bir majör depresif atak,

• % 70’inde anksiyete bozukluğu,

• % 30’unda ise psikolojik bozukluk öyküsü mevcuttur.

En sık başlangıç yaşı 15 – 20 (Kadınlarda daha fazla görüldüğü söyleniyordu. Ancak son yıllarda kadın ve erkek oranının eşit olduğu düşünülüyor.)

Etyolojisi (bozukluğun nedeni) bilinmemekle birlikte, bazı vakalardaki bozukluğun patofizyolojisinden serotonin sorumlu tutuluyor. Kültürün ve sosyal etkileşimin de rolü önemlidir. Çünkü özellikle bazı ailelerde stereoptik bir güzellik anlayışı sıkça vurgulanır. Psikodinamik modele göre ise vücut dismorfik bozukluğa cinsel ya da emosyonel bir çatışmanın ilişkisi, bir vücut bölümüne yansıtılmaktadır. Bazı vakalar reflektif yüzeylerden kaçar, rahatsız olduğu bölgeyi makyajla ya da giysiyle (şapka, peruk gibi aksesuarlarla) kapatmaya çalışır. Vakaların 1/3’ü tamamen eve kapanır çünkü kendisiyle alay edileceğine inanır ve vakaların 1/5’i nitihar teşebbüsünde bulunur.

Kişinin kaygısı zaman içinde artıp, azalabilir ancak eğer tedavisiz bırakılırsa genellikle kronik bir seyir izleyebilir.

Tedavisinde antidepresan ve antipsikotik ilaçların yanı sıra psikoterapi uygulanır.Davranış terpileri de uygulanmaktadır. Ancak tedavinin ne kadar süreceği konusunda halen tartışmalar bulunmaktadır.

Plastik cerrahi kliniklerine başvuran hastalarda öncellikle bir psikiyatrik değerlendirmenin uygun olacağını belirtmek isterim.Çünkü bu rahatsızlığa sahip olan kişiler bir estetik cerrahi girişim geçirseler dahi genellikle cerrahi operasyonun sonucundan da memnun olmazlar.Kişi hastalığının psikolojik kökenli olduğunu genellikle kabul etmediği için teşhisi ancak bir uzman koyabilir.

maandag 19 januari 2009

Ahmet Maranki depresyon için sarı kantaron çayı


Ciddi depresyon rahatsızlığının mutlaka bir psikiyatrist tarafından tedavi edilmesi gerekir.Hafif depresyonda doğal ve bitkisel takviyeler tedaviye yardımcı olabilmektedir.

Hafif depresyon yaşam tarzımızı dengeleyerek ve pozitif enerji veren teknikleri uygulayarak kontrol altına alınması mümkündür.

Sarı Kantaron: İçerdiğii aktif bileşiklerden biri olan hipersinin anskiyetenin, depresyon ve değersizlik hissi gibi durumların tedavisi için çok önemli ilerleme sağlayabilmektedir.

Ciddi derecedeki depresyon hastalarının en büyük sıkıntısı olan uyku düzensizliklerini tedavi edebilenn özellikler taşımaktadır.

Kullanım şekli : Bir bardak kaynar suyun içine 1-2 çay kaşığı kurutulmuş sarı kantaron koyarak 10 dakika demlenmesini bekledikten sonra için. 4 ile 6 hafta müddetle günde 1 ya da 2 bardak bu çaydan içildiğinde son derece etkili olmaktadır.

Not : Hamile bayanların sarı kantaron kullanması doğru değildir .Sarı kantoron kullanırken şiddetli güneş ışınına maruz kalınmaması gerekmektedir. çünkü bu sarı kantoron kullanımı cildinizi güneşe karşı hassas hale getirmektedir.

Prof. Dr. Ahmet Maranki

zondag 18 januari 2009

yüksek tansiyonu düşürmek için zeytin yaprağı çayı

















Yüksek tansiyonu düşürmek için zeytin ağacının yapraklarından çay yapılır. Taze ya da kuru 1 tutam zeytin yaprağını 300 gr. suda 15 dakika kaynattıktan sonra, süzüp, şeker ilave ederek 15 gün boyunca her sabah akşam sıcak içmek yararlı olur.