zaterdag 24 januari 2009

Yaşam Estetiğe götüren 100 yıllık hastalık

Kendinizi, burnunuzu, saçlarınızı veya bacaklarınızı beğenmiyor olabilirsiniz. Ne o plastik cerrahları araştırmaya başladınız mı yoksa? Uzmanlar 100 yıllık geçmişi olan bir hastalıktan söz ediyor: Dismorfofobi.

Çoğumuz zaman zaman vücudum keşke şuna benzeseydi, keşke daha uzun boylu ya da burnum şöyle olsaydı diye düşünmüşüzdür. Kişinin vücudunun herhangi bir bölgesinden (algılamasındaki çarpıklık sonucu) hoşnutsuz olup, bunu yoğun olarak düşünmesi psikiyatrik bozukluk olan “Dismorfofobi” rahatsızlığının belirtileridir. Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Gülçin Arı Sarılgan, kişide hafif derecede bir fiziksel anomali olabileceğini (örneğin:kepçe kulak, kemerli burun gibi) ancak dismorfofobi rahatsızlığında kişinin kaygısının beklenilenin çok üzerinde olduğunu belirtiyor.

Özgüven eksikliği olan, aşırı mükemmelliyetçi, takıntıya eğilimli ve şüpheci kişilik yapısına sahip olan bireylerde daha fazla görülür. Psikiyatrik bozukluk ”Vücut Dismorfik Bozukluğu” olarak tanımlanır. Depresyon, obsesif – kompulsif bozukluk, sosyal fobi ve yeme bozuklukları ile beraber de görülebilir.

En çok şikayet edilen organlar: Yüzdeki kusurlar (özellikle burun), daha sonra saç, cilt, meme, kalça, baldır, genital organlar (penis).Ancak kişi bütün bedeniyle ilgili de takıntılı olabilir.

Bugüne kadar yapılan kapsamlı çalışmalarda bu hastalıktan mustarip olan kadın – erkek oranının eşit olduğu saptanmıştır. Vücut Dismorfik Bozukluk tanısı ilk olarak ortalama 30 yaşında konur. Vakaların büyük çoğunluğunu çalışmayan ve hiç evlenmemiş kişiler oluşturur. Bu bozukluğa sahip kişiler, ilk belirtilerini tipik olarak ergenlik veya erken erişkinlik devresinde geliştirirler. Bozukluk hafif olarak çocukluk ya da ergenlik ya da 20’li yaşlarda başlayabilir. Genellikle orta sınıf ailelerden gelen vakaların ancak çok küçük bir oranına bu teşhis konulabilir. Plastik cerrahi servislerine yatan ancak % 2’lik bir grupta bu bozukluk teşhis edilebilir.

Bu bozukluğa sahip hastalar sıklıkla dermatoloji (cilt hastalıkları) ve plastik cerrahi kliniklerine başvururlar. Yüzündeki akne, yara izi ya da güzelliğini bozduğunu düşündüğü herhangi bir nedenle kişi dermatoloji kliniklerine başvurabilir. Vücut dismorfik bozukluğa sahip bir kişi rinoplasti (burun estetik ameliyatı), mammoplasti (göğüs büyütme veya küçültme), yüzdeki kırışıklıkların, şişkinlik ya da gerdanındaki sarkıklıkların düzelttirilmesini isteyebilir. Ancak ameliyattan sonra kişi çoğunlukla rahatlayamaz, uzun süreli takip çalışmaları kozmetik cerrahi tedaviden sonra ileri evrede sıklıkla daha şiddetli psikopatolojinin ortaya çıktığını göstermektedir.

Tekrarlayan veya tedaviye dirençli bazı depresyonlarda kişi ancak vücudunun rahatsız olduğu bölgesini düzelttirdiği zaman tüm çökkünlüğünden kurtulacağını zannedebilir.

Genellikle bu bozukluk kişi tarafından bir sır gibi saklanır. Ancak kişinin zamanın büyük çoğunluğunu ayna karşısında kendini kontrol ederek geçirmesine ve kendinden emin olabilmek için sıklıkla başkalarına nasıl göründüğünü sormasına sebep olur. Sosyal ortamlarda yaşadığı sıkıntıya bağlı olarak kişide sıklıkla uykusuzluk, depresyon ve anksiyete gelişir. Sosyal izolasyon, ilişkilerde tatminsizlik, utanç ve düşük benlik değeri de sıktır.

Hastanın sosyal, mesleki ve özel hayatında bozulmalara yol açan bir bozukluktur. Bu bozukluk 100 yıldan uzun zamandır bilinmekte ve “dismorfobia” olarak adlandırılmaktadır.

Vakaların;

• % 90’ında hayat boyunca bir majör depresif atak,

• % 70’inde anksiyete bozukluğu,

• % 30’unda ise psikolojik bozukluk öyküsü mevcuttur.

En sık başlangıç yaşı 15 – 20 (Kadınlarda daha fazla görüldüğü söyleniyordu. Ancak son yıllarda kadın ve erkek oranının eşit olduğu düşünülüyor.)

Etyolojisi (bozukluğun nedeni) bilinmemekle birlikte, bazı vakalardaki bozukluğun patofizyolojisinden serotonin sorumlu tutuluyor. Kültürün ve sosyal etkileşimin de rolü önemlidir. Çünkü özellikle bazı ailelerde stereoptik bir güzellik anlayışı sıkça vurgulanır. Psikodinamik modele göre ise vücut dismorfik bozukluğa cinsel ya da emosyonel bir çatışmanın ilişkisi, bir vücut bölümüne yansıtılmaktadır. Bazı vakalar reflektif yüzeylerden kaçar, rahatsız olduğu bölgeyi makyajla ya da giysiyle (şapka, peruk gibi aksesuarlarla) kapatmaya çalışır. Vakaların 1/3’ü tamamen eve kapanır çünkü kendisiyle alay edileceğine inanır ve vakaların 1/5’i nitihar teşebbüsünde bulunur.

Kişinin kaygısı zaman içinde artıp, azalabilir ancak eğer tedavisiz bırakılırsa genellikle kronik bir seyir izleyebilir.

Tedavisinde antidepresan ve antipsikotik ilaçların yanı sıra psikoterapi uygulanır.Davranış terpileri de uygulanmaktadır. Ancak tedavinin ne kadar süreceği konusunda halen tartışmalar bulunmaktadır.

Plastik cerrahi kliniklerine başvuran hastalarda öncellikle bir psikiyatrik değerlendirmenin uygun olacağını belirtmek isterim.Çünkü bu rahatsızlığa sahip olan kişiler bir estetik cerrahi girişim geçirseler dahi genellikle cerrahi operasyonun sonucundan da memnun olmazlar.Kişi hastalığının psikolojik kökenli olduğunu genellikle kabul etmediği için teşhisi ancak bir uzman koyabilir.

Geen opmerkingen:

Een reactie plaatsen