zaterdag 17 januari 2009

İnancın Enerjisi

İman yoluyla tedavi, bir dinî mezhebin veya ibadethanenin yetkisiyle olmaz.


Yaratıcı'ya inanarak; aklımızı çeşitli metotlarla yönlendirdiğimizde organlarımızın da görevlerini kolaylaştırabiliriz.


İman kuvveti’yle ne kırılan bir bacak ne de ölmüş bir hücre diriltilemeyebilir, ancak şartlandırılarak yani "telkin" yoluyla tedaviye yardımcı olunabilir.


“Nefs” hep nakit işlere yönelik enerji oluşturup öncelikli olanlarını yürütür. İnsanlar ibadetlerini yapmakta zorlandıkları hâlde işlerine her gün giderler. Çünkü maaş alırlar. Fakat ibadetlerini ise erteleyebilirler.


İnsandaki içgüdüsel sesler ve şartlanma bizi akıl sesinden uzak tutar. Bu da bizi yeni bir inanca, arayışa ve bilimi zorlayarak yeni buluşlara ve görüşlere doğru yönlendirir. İnancın enerjisi bize bu yolla yeni ufuklar açabilir. Akıl sesi kurallı dengeleyicidir. Vicdan içgüdüsel bir sestir ve inançtır. Bir “enerji”dir.


Çünkü insan ruhu "yaratılış gereği" olmasını istediği bir şeye yürekten inanmaya hazırdır.


İnsanın üfürükçü, hipnozcu ve kırık-çıkıkçı gibi, metot üreten pek çok kişiyi arayıp bulması, deneye dayanmayan metotlara itibar etmesi de bu düşünceden kaynaklanmaktadır.


İnsanın düşünceyle oluşturduğu "korku ve neşe" bir arada bulunamaz.


Korku, "asit-karbonlu hava gibidir; aklı ve ruhu zehirler, bazen ölümlere bile sebep olabilir" denilmiştir.


Savaşlarda büyük kahramanlıklar gösteren nice kadın ve erkeğin küçücük böceklerden veya farelerden korkması “düşüncelerin etkisiyle beyinlere nakşedilen korkudandır.”


Hayatımızdaki geri dönüşü olmayan hataları unutarak beynimizdeki "menfi enerjiler"den kurtulmalıyız.

Geen opmerkingen:

Een reactie plaatsen